8 Şubat 2009 Pazar

BENDEN

sizinle her şey daha güzel olacak
Bazı anlar vardır.. boşta kalır insan ...sanki boşalır her şeyi ile hayatın içeriğ..baktığın her şey boş görünür insanın gözlerine.tutacak bişe y arar bulamaz belki de bulmak istemez tutunmak isediğini..
bazen tutunmak istediğimiz bir arkadaş bazan başka şey olur.
bir yerinden tutup gitmek isteriz bu sıkıcı dünyanın havasından,gürültüsünden.kaçmak isteriz ruhumuza hadi gel diyen dünyalara.
ama kaçamayız.çünkü nereye gitsek kendimizi de götürürüz gittiğimiz yere,kaçtığımız dünyalara.kendi benliğimizi,yaşadıklarımızı ve yaşayamadıklarımızı,umutlarımızı,kırılan hayallerimizi de taşırız gittiğimiz dünyalara....

işte bi türlü üzerimizden atamadığımız,devamlı sırtımızda hissettiğimiz bu ağır yükleri baze bir ses alıverir.Bu ses bazan ta eskilerden bazen de kendi içimizden gelir..

bu ses alır götürür bizi kendi diyarına.ama bu kez yanımıza ruhumuzdan başka bir şey alamayız çünkü bu o kadar hafif bi şey dir ki ancak ruhumuzu taşıyabilir yanunda ve ondan sadece ruhumuz anlar,zevk alır

bazen bu ses bir kitap olur, bazan bir arkadaş,bazen şiir.bazen kendi içimizden çıkar bu ses ,bezen başka dünyalardan gelir bizi ziyarete ve alıp götürür kendi dünyasına,gezdirir hiç görmediğimiz yerleri,elimizden tutup oradan oraya koşturur.bib bir türlü çiçek koklarız onunla..


Gelin sizde gezin ses sergimiz ve bir nakış da siz atın..hep beraber dokuyalım ses kumaşımızı..

Ramazan Doğan

16 Kasım 2008 Pazar

HATAT ONA BAKTIĞIN KADAR GÜZELDİR

Hayat sizin ona baktığınız yönde güzeldir...

Bir defasında Rus çarı at arabasıyla ülkesini dolaşıyormuş.

Araba yoldaki kanal inşaatının önünde durmak zorunda kalmış.

Yolunun üzerinde kanal kazan işçiler, Çar'ın arabasını görünce heyecanla irkilmişler.

Çar arabadan inmiş ve kan ter içinde kalan bir işçiye sormuş:

"Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun peki iyi para
kazanabiliyor musun?"

"Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim diye yanıt vermiş işçi.

"Yani ne kadar " diye tekrar sormuş Çar.

İşçi başını öne eğmiş ve şöyle yanıt vermiş;
"Borçlarımı ödeyebiliyorum, gelecek için faize yatırabiliyorum, Kalanı ile de hergün sıcak tasda yemek yiyebiliyorum efendim "

Çar çok şaşırmış,

Ülkede bu kadar az para kazanan, boğaz tokluğuna çalışan bir kanal işçisi nasıl olurda bu kadar az parayı, bu kadar çok yerde, bu kadar verimli kullanabilir diye merak etmiş.

Dayanamadan tekrar sormuş:

"Peki paranı nasıl yettirebiliyorsun da bu kadar faydalı işe fırsat
bulabiliyorsun?"

İşçi yanıt vermiş:

"Babama bakıyorum : Bu eski borçlarımı ödediğim anlamına gelir.

Oğlumun nafakasını çıkarıyorum: Bu ise gelecek için yatırım yaptığım anlamına gelir. Yani böylece paramı faize yatırmış oluyorum.

Hergun bahçemde tek yetişen sebzeyi lahanayı yiyoruz: Olsun!! Lahana da sıcak yemektir. Karnımız doyuyor sevgili Çarım" demiş.

Çar fakir işçinin verdiği yanıttan çok etkilenmiş ve hemen onu bir kese altınla ödüllendirmiş. Saraya döndükten sonra ise akıllı işçinin sözlerini, bir bilmece olarak yaverlerine sorup onları sınamış.

SUSU DİNLE

Bir gün bir dağ güneşle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. Güneş pırıl pırıl ufukta tam karşısından doğuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.

Dedi ki, "Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş bana gülümseyerek gün başlıyor."

Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.

Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor.

"İiiiiiiiihhhhhh , bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı şimdi neden bozuyor?"

Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve şöyle bir titredi.

Tepeden aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya başladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen taşlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de başladı denizin güzelliğini seyre...

Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar oluşturuyordu.

Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

"Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu?

Kabul et gerçeği, herşey bir şeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede hergün ayrı bir şey öğretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE."

Dağ denize sordu:

BERCESTE SÖZLER

Bizim sevgimizde alkış yoktur,tezahürat yoktur.Bizim sevgimiz yüreğimizde gizlidir...

Yasamak için bazen oyle seylerden fedakarlık yapmak zorunda kalırsın ki bunlar için olmeyı bıle goze alırsın.benım için bunlardan bırı de sensın.ama ben yasayıp sensız olmaktansa olup sende dırılmeyı tercıh ederım...

Sen uykularımın başrolü, sen şiirlerimin tek başlığı, sen resimlerimin en güzel rengi, sen benim şarkılarımın en anlamlı nakaratısın!

Uykusuz gece....sabahın ilk ışıklarında yine sen düştün aklıma ben geceden kalan yağmur olsam dudaklarına konsam beni silermiydin bitanem?

Öyle benim olmanı istiyorum ki canımda can ol soluduğum nefes ol damarımda kan olki hayatımdan çıktığında hayatımın bir anlamı olmasın.

Şimdi daha iyi anlıyorum ki, Nefes almak değilmiş yaşamak, Ateşlerde yanmak gibi birşey, Seni severken sensiz olmak.

Seni Seviyorum, Seni Sevenide seviyorum, Seni benim kadar Sevenden nefret ediyorum demiş şairin biri bense Seni benim kadar Sevecek birini düşünemiyorum...